SODA ve KİKAP TRABZON İşbirliği ile Mor Koltuk Trabzon’da Film Gösterimi ve Söyleşi Gerçekleştirdi

102

YADİGAR AYGÜN-EMPATİ HABER
Sosyal Dayanışma Ağı Derneği (SODA) ve Karadeniz İlleri Kadın Platformu Derneği(KİKAP TRABZON), işbirliği ile, kadınların güçlerinin farkına varmaları ve toplumsal yaşama katılmalarının büyük öneme sahip olduğunun altını çizmek amacıyla “MOR KOLTUK” etkinliği, 27 Kasım günü 13:00-16:00 saatleri
arasında Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

Etkinlikte 2016 yılı yapımı olan ve İngiltere’de kadınların 1900’lü yılların başında verdiği oy hakkı mücadelesini anlatan “Suffragettes * Diren” filminin gösterimi ile başladı. Alanında uzman konuşmacı konuşmacılarımız Nesrin Nas ve Emine Uçak Erdoğan’ın, kadınların toplumsal hayata katılımının önemine dair sunumları ve deneyim aktarımları ile devam etti.

Siyasi karar mekanizmalarındaki kadın sayısı artmalıdır
ANAP Eski Milletvekili Nesrin Nas, konuşmasında; ”Toplumsal yaşamdan ekonomiye, eğitimden siyasete kadar hemen her alanda kadınların etkin katılımında aşmamız gereken çok ciddi bir eşik var. Ne yazık ki hala bu eşiğin çok uzağındayız.Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi’nden, Paris Şartına, Kopenhag Kriterlerinden İstanbul Sözleşmesi’ne kadar uluslararası her sözleşmede imzamızın olmasına ve Anayasa’mızın hem eşitlik ilkesi hem de bu sözleşmeleri yerel hukukun üzerinde kabul eden 90. Maddesine rağmen, kadınların hakları konusunda maalesef çok az yol katettik.Bugün de kadın meselesini daha çok ahlakçılık, ailenin korunması ve şiddet ekseninde tartışıyoruz Bunun önemli nedenlerinden biri kadınların siyasi karar mekanizmalarındaki sayısının azlığıdır. Kadının aile içindeki geleneksel rolünün kabulü ve devletin buna özel vurgu yapmasıyla, kadınların eğitime katılımı ve dolayısıyla ekonomik ve siyasi alana katılımı doğrudan engellenmektedir. Örneğin 4+4+4 yasası ile kız çocuklarının ilk ilk öğretim sonrası eğitimi terk etme oranı yükselmiştir.Bunun değişmesi için öncelikle siyasi katılımın artması zorunludur. Bu da ancak fırsat eşitliğini sağlayacak pozitif ayrımcılık politikalarının yani kadın kotasının hayata geçirilmesiyle mümkündür.” dedi.

İslami Hareket için kadın bedeni tabudur
Nesrin Nas sözlerine;”Ne var ki, eşitlik genellikle mutlak eşitlik olarak ele alınmakta ve sunulmaktadır. Mesela Cumhurbaşkanı bir kadın derneğinde yaptığı konuşmada “Büyük ile küçüğü aynı terazide tartamazsınız, güçlü ile zayıfı aynı yarışa sokamazsınız. 100 metreyi bayan erkek aynı şekilde mi koşturacağız?” dedi geçenlerde. Oysa kadınlar yarışa değil oyuna katılmayı talep ediyorlar. Böyle bir söylem fırsat eşitliğini yok sayan, sorunlu bir söylemdir.Bunda kuşkusuz, siyasete hakim olan islami zihniyetin de yansıması vardır. Çünkü İslami hareket için kadın bedeni tabudur. Bu nedenle kadının ancak anne olarak ideal halde olacağı iddiası, bu geleneğin kadın bakışını belirler. Ve kadını toplumsal, ekonomik ve siyasi yaşamın dışında tutmaya çalışır. Bunun doğal sonucunun ekonomi, sanat, edebiyat ve estetikte geri kalması olduğunu kabul etmek istemez. Dahası toplam katma değerin yüzde 25’ine tekabül eden kadının ev içi çalışmasının değerini erkeğin mülkiyet hakkının doğal uzantısı sayar.” diye konuştu.

Kadınlar en çok aile içinde öldürülmektedir
Nas,”Bugün en büyük sorunumuz, kadını erkek mülkiyetinin bir uzantısı gören zihniyetin sebep olduğu şiddettir. Kadınlar en çok aile içinde öldürülmektedirler. Ama bu şiddet sadece öldürme, yaralamayla sınırlı değildir. Hemen her kadın ev ortamının dışında potansiyel olarak sözlü ya da fiziksel şiddete uğrama tehlikesiyle yaşamaktadır. Kadının kıyafeti, kahkahası, hamile olarak sokağa çıkması hep sorun olarak empoze edilmekte eve kadın duvarların arkasına itilmek istenmektedir. Ne yazık ki, kadınların, kadın şiddetine karşı yürüyüşünde devletin güvenlik güçlerinin kadınlara karşı uyguladığı şiddet de, kadına karşı şiddeti meşrulaştırmakta ve yukarıdan aşağıya böyle bir mesaj vermektedir.Kadınların yüz yüze olduğu eşitsizlik sadece evin içinde, mahallede, karakolda, mahkemede hep kendini savunmak zorunda bırakılmasıyla sınırlı değildir. İş gücüne katılımda da Türkiye OECD ülkelerinin en kötüsüdür. En nitelikli, eğitimli kadın dahi aynı işi yapan erkek meslekdaşından daha az ücrete razı olmak zorundadır. Bu eşitsizlik de yine karar süreçlerine kadınların katılımı ile aşılacak bir sorundur. ” ifadelerini kulandı.

Nesrin Nas Verileri Açıkladı

Rakamlar zaten durumun vahametini ortaya koyuyor.Türkiye’de her on kadından dördü şiddet görüyor.Yani, on dört milyon kadın şiddet görüyor bu ülkede.
Son on yılda şiddete maruz kalarak hayatını kaybeden kadın sayısı 2337.
Yukarıdaki rakamlar TÜİK’in ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın resmi verileri.
Bir de, “Dünya Ekonomik Forumu Küresel Cinsiyet Uçurumu 2017 Raporu” var. Oradaki verilere göre:

-Türkiye cinsiyet eşitliğinde 144 ülke arasında 131. sıraya geriliyor.
-Türkiye’de kadın – erkek eşitliğinin gerçekten tam olarak sağlanabilmesi için yüz yıl gerekiyor.
-Türkiye’de kadınlarla erkeklerin eşit ücret elde etmeleri için iki bin on yedi (2017) yıl gerekiyor.
Tarımda çalışan kadınların yüzde 97’si kayıt dışı. Yani, neredeyse hepsi sigortasız.kadını toplum mühendisliğinde önemli bir araç olarak gören mevcut zihniyetin kadınları sadece itaatkar bir eş ve anne rolüne ikna etmesinin önünde durmazsak, kız çocuklarımız için çok daha karanlık günlerin geleceğinden emin olabiliriz.



Şiddet uygulayan erkeğe odaklanmak gerekiyor, şiddete maruz bırakılan kadına değil

Gazeteci Emine Uçak Erdoğan konuşmasında;”Kadına şiddetin varlığını, ne kadar kötü bir şey olduğunu ancak ya ünlülerin başına geldiğinde ya da çok vahim bir cinayet işlendiğinde konuşabiliyoruz. Toplum olarak onun dışında gündelik hayatta bunu gündeme almıyoruz hatta ne yazık ki kanıksıyoruz. Şiddete uğrayan kadın bile çoğu zaman bunu kendi içinde normalleştirebiliyor. Kimi zaman şiddete veya tacize uğradığında toplumun bakışı kadının kim olduğu ne yaptığıyla ilgili oluyor yani. Oysa burada kadının ne yaptığından, ne giydiğinden, nasıl yaşadığından değil şiddeti uygulayan erkeğe odaklanılması lazım. . Bakışı kadının ne yapıp yapmadığına değil erkeğin ne yaptığına odaklamak durumundayız. Şiddeti hak eden kadınlar var toplumun gözünde, bu düşünce medyaya bazen yargıya yansıyor daha da kötüsü kadınların bazıları da bunu böyle düşünüyor.” dedi.

Erdoğan şu sözlerle devam etti;”Şiddet konusunda diğer bir konu toplumun şiddet gösterene hatta cinayet işleyene karşı müsamaha gösterebilmesi, ailesi tarafından dışlanmaması Özgecan’ı öldüren Suphi Altındöken eve dönüp ailesine durumu anlatıyor. Babası olayı duyunca oğluna yardım etmek için Özgecan’ın cesedini yakıyor. Bu olayın en vahim taraflarından biri buydu. Sadece bu olayda değil tecavüz olaylarının çoğunluğunda erkek ailesi ve toplum tarafından dışlanmıyor. Kadın ise ölmediyse ya ailenin kararıyla öldürülüyor ya da ölmüşten beter bir hale sokuluyor, yalnızlaştırılıyor, cezalandırılıyor çevre tarafından. Toplumun bu çarpıklığı bu tip vakaların artmasındaki en büyük etken bana kalırsa.

Cezasızlık ve adaletin uygulanmaması sorunu en büyük etken

Erdoğan; cezasızlığa şu sözlerle dikkat çekti ”İkinci etken ise; cezasızlık ve hak edilen adaletin yerini bulmaması. Bu ceza kanununun yetersizliğinden değil hakimlerin toplumsal kodlara olan yatkınlığından kaynaklanıyor. Tecavüz olaylarında bir iki istisnayı saymazsak müebbet hapis cezası neredeyse verilmiyor. Hele de mağdur kadın yaşıyorsa cezalar bir iki yıllık hapis cezasıyla geçiştiriliyor. Rıza kavramı sorgulanıyor. Sadece tecavüz olaylarında değil kadına şiddet davalarının çoğunda durum böyle. Melek Karaarslan başta olmak üzere şiddet kurbanlarının davasını hatırlayalım.Bu arada tecavüz eden devlet görevlisiyse neredeyse korunuyor. Ovacık’ta zihinsel özürlü kız çocuğunda, hepimizin vicdanında yara olan N. Ç ve daha nice örnekte gördüğümüz gibi. Sadece cezaların uygulanması değil polise ilk şikayetin gitmesinden mahkeme sürecine kadar kurumlar arasında şiddet konusunda bir mutabakat ve bu konulara özel bir titizlenme yok. Kimisinin şikayeti işleme konulmuyor eğer şiddet gördüğü kocasıysa karakolda veya mahkemede ikna edilmeye uğraşılıyor. Uzaklaştırılma cezası alan eşin takibi iyi yapılmıyor, koruma altındaki kadınlar iyi korunmuyor. Örneklerini hep birlikte yaşadık. Eşinden şiddet gördüğü halde hem toplumun baskısı hem de cezaların uygulanmayacağını ve sonunda canından olacağını düşünüp bunu sineye çeken binlerce kadın var.”diye konuştu.

Medyanın dili ataerkil düzeni ve şiddeti tekrar tekrar inşa ediyor
Erdoğan son olarak; ”Başka bir garabet de medyanın tutumu. Gazetelerin büyük çoğunluğu Özgecan ve ailesin tüm bilgilerini açık açık yazarken ilk gün katil Suphi Altındöken’in sadece ismini yazdı. Bu bakış açısı bile medyanın bu konudaki eğri bakışının özetiydi. Pornografik bir merakla detay yazanlar, bu tip olaylarda kullandıkları görseller, attıkları başlıklar da cabası. Medya genel olarak şiddet konusunda hep pornografik bir teşhir dürtüsüyle hareket ediyor. Şiddete uğrayan ya da öldürülen kadınların mutlu anlarındaki, eğlenirken ki fotoğraflarını yayınlayarak bir bakıma bunu hak ettiler gibi bir düşünceyi anımsatıyor. Sadece haberlerde değil özellikle dizilerde kadına şiddeti normalleştiren çok yapım var. Dizilerin çoğunda kadınlar aciz, erkeğe muhtaç, sürekli ortalığı karıştıran ve şiddeti hak eden olarak canlandırılıyor. Gülse Birsel geçen gün senaryosunu yazdığı ve oynadığı dizide medyanın şiddet konusundaki bakışını çok güzel karaktürize etti. Kadına şiddeti normalleştiren dizileri izlememek, bunları yayınlayan kanallara sosyal medyadan tepki göstermek gerekiyor.
Son olarak da şunu vurgulamak istiyorum şiddet konusu dahil kadınların bir araya gelip dayanışması gerekiyor. Kadınları birbiriyle korkutarak dayanışmayı bölmek istiyorlar buna izin vermemek lazım.” dedi.


.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir