Şiddet

341

YADİGAR AYGÜN-EMPATİ HABER

Şiddet: güç ve baskı uygulanarak bireylerin bedensel ve ya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel ve ya toplu hareketlerin tümüdür. Yves Michaud şiddeti: “Bir karşılıklı ilişkiler ortamında taraflardan biri ya da birkaçı doğrudan veya dolaylı, toplu ya da dağınık olarak diğerlerinin veya birkaçının bedensel bütünlüğüne veya törel, ahlaki , moral , manevi bütünlüğüne veya mallarına veya simgesel ve sembolik kültürel değerlerine oram ne olursa olsun zarar verecek şekilde davranırsa orada şiddet vardır.” olarak tanımlıyor.

Toplumbilimciler şiddet olgusunu; toplumların din, ahlak ve hukuk kuralları insanların bir arada ve yan yana yaşamasını düzenleme üzerine kuruludur. Ama bütün bu kurallara rağmen haksızlık, adam öldürme, şiddet ve terör geçmişten günümüze farklı düzeylerde devam etmektedir. En önemlisi, uygarlık geliştikçe “şiddetin azalacağı” yolundaki öngörülerin aksine, şiddet farklı boyutlarda ve yoğunlukta bütün dünyada yaşanmaktadır. Öyleyse şiddet insan ve insan toplumları için hem evrensel ve hem de toplumsal bir olgudur ve kaçınılmazdır. Bu bağlamda birçok bilim dalının da inceleme konusudur. Şiddet ; Hukuk, Siyaset, Psikoloji, Antropoloji ve en çok da Sosyolojinin ilgisini çeken toplumsal bir olgudur.

Şiddetin Türleri

Erich Form şiddeti kendi içerisinde ;Oyuncu şiddet, Tepkisel şiddet , Dengeleyici şiddet ve Kana susamışlık diye 4 ayırıyor.

Forma göre oyuncu şiddet: yıkımı amaçlamayan, nefret ve yıkıcılıkla güdülenemeyen, hünerleri sergileme çabası ile uygulanan şiddet türü olduğunu ve bu şiddet türünde yok etme arzusu olmadığını belirtiyor.

Tepkisel şiddet: Bireyin kendisinin ya da başkasının yaşamını, özgürlüğünü, onurunu ve malını korumak için başvurduğu şiddet türü olarak tanımlıyor. tepkisel şiddet bireyin kendisini güvensiz, tehdit altında hissettiği yani kendini korumak amaçlı olduğunu bireyin karşısına çıkan engelleri yok etmek için, kıskançlıktan dolayı, aldatıldığı için , düş kırıklığına uğratıldığı için ya da bir nedenden dolayı başkasından öç almak amacı ile gösterilen şiddet türleri tepkisel şiddet olarak tanımlıyor.

Dengeleyici şiddet: Erich Form dengeleyici şiddeti diğer şiddet türlerine farklı olarak ele alıyor. Dengeleyici şiddet diğer şiddet türlerine göre patalojik(hastalıklı)bir şiddet biçimi olduğunu belirtiyor. Bu tür tepkisel şiddet gibi yaşamımızın hizmetinde değildir diyor. Form dengeleyici şiddeti yaşamın yerine konan patalojik bir olgu olduğunu söylüyor. Bu türün kökleri güçsüzlükte yatmakta olduğunu tanımlıyor. Güçsüzlüğe karşı dengeleyici şiddet türünün temelinde ’’yaratmayan insan yok etmek ister’’ mantığı yatıyor. Bu tür şiddet bireyin güçsüzlüğünü gizlemek ya da telafi etmeye yönelik bir eylem olarak ortaya çıkıyor. Birey bu sayede yaşamdan öç aldığını hissediyor.

Kana susamışlık: Bu şiddet türüne göre birey kan akıtarak kendisini canlı güçlü, eşsiz, ve başkalarından üstün olarak görüyor.

E. From, şiddete ya da barışa yatkın ruhsal yapıları da ikiye ayırıyor. Ölüm severlik ve yaşam severlik ve ölüm severler için, gelecek değil geçmiş önemlidir. Hiçbir zaman gelecekte yaşamaz, hep geçmişte yaşarlar. Onlara göre, yalnızca iki cins vardır. Güçlülerle güçsüzler, öldürenler ve öldürülenler. Ölüm severlerin belirgin özelliği yaşamı korumak değil, yaşamı yok etmektir. Yaşamı yok etmek, ölüm severin yaşama biçimi olduğunu belirtiyor.

E. From yaşam sever karakter tipi olarak; bireyde üretkenlik, sevgi ve akıl gibi özellikleri olduğunu söylüyor ve yaşam sever birey için güvenliğin, adaletin ve özgürlüğün olduğu ortamda yetiştiğini belirtiyor.

Erich Form ‘’Yaşam yaratmak, güçsüz insanda bulunmayan bir takım nitelikleri gerektirir. Yaşamı yok etmekse yalnızca bir tek niteliği şiddete başvurmayı gerektirir. Güçsüz insan, tabancası, bıçağı ya da kuvvetli bir bileği olduğu sürece başkalarının ya da kendisinin içindeki yaşamı yok ederek onu aşabilir. Böylece kendisini yadsıyan yaşamdan öç almış olur. Ödünleyici şiddet, güçsüzlükten doğan ve güçsüzlüğü ödünleyen bir şiddet türüdür. Yaratamayan bir insan, yok etmek ister, yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer diyor.

Çevrenin Şiddet Üzerindeki Etkisi

Uzmanlar erken dönemde karşılaşılan saldırgan davranışların ve kötü muamelenin şu mekanizmalarla bireyi etkileyerek ilerde saldırganlığa eğilimli hâle getirdiği düşünüyor. Çevre şiddet göstererek çocuğa kötü model olabiliyor. Pekiştirme yoluyla çocuğa saldırgan davranışlar yerleşiyor ve kişilik özelliği hâline dönüşebiliyor. Kafa travmalarına bağlı olarak ileride dürtüselliğe ve saldırgan davranışlara yol açabilecek nöroanatomik hasarlar gelişebiliyor. Çevrenin tehlikeli olduğuna dair bir inanç doğurarak çocuğun gerçekliği bozuk algılamasına yol açıyor. Duyguları sözlerle değil eylemlerle ifade etme alışkanlığı kazanılabiliyor. Bireyin saldırgan tepkileri yüzünden takdir görmeleri veya ödüllendirilmeleri, Özel sosyal ve çevresel şartlar tarafından doğrudan teşvik edilmeleri gibi nedenler şiddetin birey üzerinde etkili olduğunu belirtiyor.

Toplum bilimciler Filozoflar Sosyologlar İçin Şiddet Olgusu

Toplum bilimci Galtung’a göre, “çeşitli şiddet yöntemleri vardır: fiziksel, psikolojik ve yapısal şiddetten söz edilebilir diyor. Fiziksel şiddette, kişiyi öldürmeye kadar uzanabilen şiddet kullanımı öğesi bulunuyor; psikolojik şiddet kişinin ruhsal bütünlüğüne yönelik beyin yıkama, yalan söyleme, endoktrinasyon, tehdit yöntemleriyle uygulanan şiddettir; yapısal şiddette ise insanların eylemlerinde akli ve psikolojik yeteneklerinin altında kalmaları olgusuyla karşılaşılıyor; bu durumda şiddet, insanın olası yetenekleriyle, hali hazır yetenekleri arasındaki farkın nedeni olduğunu belirtiyor.

Filozof Hannah Arendt ise şiddetin bir nedeni olabileceğini; ancak şiddetin hiçbir zaman yasal sayılamayacağını; meşru savunma durumunda şiddet kullanılmasını tartışmaya açmadığını; siyasal açıdan bakıldığında, kuvvet kullanımı ve şiddetin aynı şey olmadığının söylenmesinin yeterli olmayacağının; şiddet istismarı ile kuvvet kullanımının karşıt kavramlar olduğunu; bunlardan birinin tam anlamıyla egemen olduğu yerde, diğerinin yok olduğunu; kuvvet zayıfladığı zaman şiddetin meydana çıktığını, şiddetin kuvveti yok edebildiğini, ama yaratamadığını belirtiyor.

Sosyolog Doğu Ergil şiddetin, toplum içinde, toplum tarafından nasıl sunulduğu, nasıl kabul gördüğü önemlidir çünkü kabul gören şiddet de meşrudur. Hatta şiddet genellikle bir yaşam biçimi olarak benimseniyorsa sorun olarak görülmez ve sorun çözmenin bir aracı olarak onay görüyor. Geleneksel sayılmayacak ancak gelişimini tamamlayamamış ülkelerde dev boyuttaki iç ve dış güçler, kültür kaymaları, kuralsızlık (anomi) nedeniyle uyumsuzluklar ve sorunlar yaşanıyor. Yabancılaşma, kendini boşlukta hissetme veya değersizleşme duyguları ile beslenen toplu öfke, toplumun alt kesimlerinde ani şiddete dönüşebiliyor.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir